İSTANBUL VE SEN
İnce ince yağmur düşüyordu İstanbul’un yorgun,isli ama büyük bir kararlılıkla ilerleyen bulutlarından.Bir iş günüydü ve herkes aceleyle bir yerlere yetişmeye çalışıyordu hava hafif serindi kiminin elleri cebindeydi kimisi de kabuğuna çekilmiş gibi hızlı hızlı adım atıyordu.Bu şehirde ben ve zamanın dışında herkes acele ediyordu,ben işsizdim zaman aylak…Başka bir sonbahara sensiz giriyordum ve sabahın ilk ışıklarıyla beni sokaklara fırlatan sendin.Sonbaharda şehir biraz daha mat olur,biraz daha sepya ve insanlar biraz daha aceleci…ya sonbaharın doğasında vardır ya da yağmurun kerameti,oysa ayrı bir hüzün var içimde.Kimbilir belki sen yoksun diye şehir biraz daha mat,biraz daha sepya…İkinci sigaramı yakıyorum,hava nemli…ve dağılıyor dumanım gökyüzüne.Buharlaşan uçan-dağılan hayallerimize benziyor…Oysa ne güzel olurdu İstanbul sokaklarında kafa kafaya dolaşmak,ıslanmak sonbahar yağmurunda,yalpalayan bir tekneden balık-ekmek yemek ve sonra Kız Kulesini karşımıza alıp boğazdan geçen gemilere,takalara,teknelere el sallamak…Yani anlayacağın İstanbul’un her güzelliğini seninle güzelleştirmek ve güzelleştirdikçe parlayan-ışıldayan gözlerine bakmak ve baktıkça gözlerine gülümsemek gülümsemeyi unutan şehre…Ama sen yoksun,şehir mat,ben yalnız
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder